Sektörün Markalaşma Faaliyetleri İstanbul Moda Akademisi ile Şekilleniyor
Reha Erekli: ‘Tasarımı algıladığımız dönemden beri markalaşma ve moda gibi kavramlar, hazır giyimin diğer özelliklerinin önüne geçmeye başladı.’
İstanbul’u, dünyanın moda merkezlerinden biri haline getirme gayesiyle ortaya konan en önemli enstrümanlardan birisi olan İstanbul Moda Akademisi (İMA), Türk Tekstil ve Hazır Giyim Sektörüne yeni bir soluk getirmesinin yanında, sahip olduğu niteliklerle birlikte, sektör ihtiyaçlarına cevap verebilecek özellikte kurgulanmış eğitim programlarına da sahip bir oluşum. Bu özellikleri doğrultusunda, sektörün içinde bulunduğu değişim sürecinde çok önemli fonksiyonları bulunan İMA’yı mercek altına almak istedik. Yaşadığımız küresel krizden tekstil ve hazır giyim sektörü olarak nasıl çıkabileceğimiz yolunda ortaya konan en önemli tespitlerden biri de, katma değerli ürünlere yönelmemiz gerektiği idi. Bu noktada moda ve tasarımın stratejik anlamda da sektöre yol gösterici bir rol üstleneceği gün gibi ortada. Artık sektör için düşünülen çözümlerde bu iki olgunun vazgeçilmez olacağı gerçeğine vurgu yaparak sizleri, Akademinin Direktörü Seda Lafçı ve İTKİB Destek A.Ş. Genel Müdürü Reha Erekli’nin tespit ve değerlendirmeleriyle baş başa bırakmak istiyoruz.
İstanbul Moda Akademisi nasıl kuruldu ve bu akademiyi diğer moda okullarından ayıran özellikler nelerdir?
Seda Lafçı: İMA, Türkiye’de sektör odaklı olarak gelişen çok büyük çaptaki kümelenme projesinin bir parçasıdır. Avrupa Birliği fonlarıyla ortaya çıkarılan bu proje, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) tarafından yürütülüyor. Hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün rekabetçi gücünü ve Ar-Ge niteliklerini artırmak için oluşturulan bu proje kapsamında, sektörün ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen üç alt başlık bulunuyor ve bu başlıklardan biri de İMA. Sektöre doğru işgücü üretmek anlamında, yani tasarım açısından baktığımızda İMA’nın eğitim alanındaki ihtiyaçları tamamlamak üzere kurgulanmış olduğunu görüyoruz. Diğer alt başlıklar ise İTA (İstanbul Tekstil ve Araştırma Merkezi) ve İDM (İstanbul Danışmanlık Merkezi)’dir. Bu bahsettiğimiz üç oluşum ise İTKİB Destek A.Ş. tarafından yürütülüyor. İMA’nın en önemli özellikleri; sektörle işbirliği içerisinde hareket etmesi, global dünyada sektörün rekabetini artıracak, trendleri yakalayabilecek vizyona sahip olması, markalaşma sürecindeki ihtiyacı karşılayacak moda tasarımcılarını yetiştirmesi, sektörün ihtiyaç duyduğu tüm işgücünü eğitebilmesi ve bunların sürece katkıda bulunmasını sağlamasıdır. Bu özellikleriyle de var olan diğer moda okullarından çok ayrı bir yerde İMA. Aslında Akademiyi, sektörün markalaşma faaliyetinin bir uzantısı olarak da görebilirsiniz.
Akademinin hazır giyim ve tekstil sektörünün markalaşma sürecindeki rolü nedir?
Seda Lafçı: Türkiye’de tekstil sektörü bir markalaşma sürecine girmiş durumda ve bu markalaşma sürecinde firmalar organizasyonel mükemmelliğini tamamlamak zorundalar. Kendi organizasyon yapılarını, stratejilerini ortaya koymaları kaçınılmaz; bunun için de geliştirilmiş çok etkin programlar var. Peki, bu süreç içerisinde organizasyonel mükemmellik açısından hangi alanlara destek gerekiyor? Tasarım, markalaşma, finans, iletişim, pazarlama ve hatta IT yapıları… Baktığınızda çok geniş bir yelpazede kurgulanmış bir destekle karşı karşıya olduğunuzu anlayabiliyorsunuz.
Markalaşma dediğiniz zaman sadece lüks segmentteki markalaşmayı algılamamak lazım. Firmaların hedeflerine göre markalaşması gerekir. Mesela üretim alanında da pekâlâ bir markalaşma yoluna gidilebilir. Aslında bu proje, firmaların kendilerini iyi analiz edip hedeflerini doğru belirlemelerine yardımcı oluyor. İMA, bir yandan sektörün markalaşma sürecinde ihtiyacı olan eğitimleri kurgularken, diğer yandan kendini geliştirmek isteyen profesyonellere yönelik kurslar da hazırlıyor.
Ülkemizdeki moda tasarımcıları gerek eğitim gerekse de eğitim sonrası için yurt dışını tercih ediyor. Bu noktada İMA, kendi tasarımcılarımızın yurt dışına gitmesini engelleyebilecek mi?
Seda Lafçı: Bizim asıl hedeflerimizden biri de bu aslında. İMA, oradaki sistemi yani global moda tasarımı eğitim sistemini buraya taşıyan bir yapıya sahip. Akademinin bu anlamdaki bağlantılarının çok kuvvetli olması, yurtdışındaki eğitimin burada da uygulanmasına olanak tanıyor. Akademik anlamda en büyük partnerimiz London College of Fashion, yüz yıllık bir okul... Londra Sanat Üniversitesinin diplomasını veren, tamamen onun müfredatı çerçevesinde hareket eden bir kurum. İMA’nın uluslararası işbirliği bununla da sınırlı kalmıyor. Fransa’da Instıtut Française de la Mode ve İtalya’da Domus Academy ile de stratejik anlaşmalarımız var.
Bu stratejik işbirliğini biraz açar mısınız? Örneğin öğrenciler eğitimlerinin bir bölümüne orada mı devam edecekler?
Seda Lafçı: London College of Fashion ile akademik işbirliğimizi şöyle açıklayabilirim. Örneğin öğrencilerimiz moda tasarımı ve teknolojisi üzerine iki sene burada eğitim görecekler; biz bunu Foundation Degree olarak tanımlıyoruz. Sonra iki haftalık bir bridge (köprü) eğitim aşaması var. Ve bir sene de Londra’da (London College of Fashion) okuduktan sonra UAL (University of the Arts London) diploması alacaklar. Ancak bunu iki kademeli olarak da gerçekleştirmek mümkün. Türkiye’de iki senede FD diploması aldıktan sonra öğrenci isterse doğrudan sektöre girebilecek. Biz bunun için gerekli imkânları sağlayacağız. Üniversite seviyesindeki eğitim için ise, iki haftalık bridge eğitimden sonra, bir sene Londra’da (LCF) eğitim görüp akabinde LCF ve İMA diploması almış olacaklar. Stratejik ortaklığımız bunun üzerine dayalı. Öğrenciler Türkiye'deki eğitimlerini de LCF ve Türk eğitmenler ile birlikte alacaklar. Eğitmenlerin yüzde 70’i LCF’den gelecek.
Akademik eğitimleriniz ne zaman başlayacak?
Akademik eğitimimiz 2009 güz döneminde başlayacak. Güçlü bir kadro oluşumu içerisindeyiz. Uluslararası standartlarda, yurtdışındaki global anlamda moda eğitimi veren okullardan biri olarak konumlandıracağız kendimizi.
Şu anda süren eğitimlerinizden ve bu eğitimlerin içeriklerinden bahseder misiniz?
Profesyonel gelişim programları ve workshoplar yani kısa kurslarla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Eğitimlerin bir bölümü tamamen sektör çalışanlarına yönelik; onların niteliklerini artırmaya, şirketin ilerleyiş ve rekabet sürecine katkı sağlamaya yönelik olarak belirlenmiş konularda verilen eğitimler. Bu eğitimlerimiz, bireysel katılımlara da açık ama konularımızı belirlerken sektör ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyoruz. Ocak ve Haziran programımızı yayınladık. Bu eğitimlerimiz arasında Moda ve Tekstil Yönetimi, Moda Tasarımı, Moda Yönetimi gibi başlıklar var. Yine LCF ile işbirliği içerisinde iki günlük workshoplarımız da bulunuyor. Bu eğitimlerimiz, yurtdışındaki önemli isimler ve sektör temsilcileri vasıtasıyla veriliyor. Sektöre yönelik eğitimlerimiz yüzde 90 devlet desteğiyle gerçekleşiyor. Çok ciddi bir destek bu. Devlet desteği önceden kurgulanmış bir konuydu ancak ekonomik krizin yaşandığı bu dönemde söz konusu desteğin, firmaların önceden bilincine vardıkları bu eğitim hizmetine süreklilik kazandırılması anlamında çok büyük bir katkısı olacak. Bir de yapmış olduğumuz araştırmalar gösteriyor ki, ekonomik krizin yaşandığı dönemlerde gerek kişisel gerekse de firma bazındaki eğitimlerde bir artış eğilimi gözleniyor. Dolayısıyla bu devlet desteği tam da zamanında devreye girmiş oluyor. Baktığımız zaman sektör açısından İMA’da birçok şeyin çok doğru oluştuğunu görüyoruz.
İMA çatısı altında şimdiye kadar ortaya çıkan neler var, mesela koleksiyon var mı?
Seda Lafçı: Moda tasarımı, moda yönetimi ve teknolojisi konularında sıkıştırılmış bir eğitimimiz var. Bu eğitim önümüzdeki dönemde de devam edecek. Çok da başarılı gidiyor. Hatta sergiler de çıkardık. Birkaç öğrencimizin portfolyosu oluştu. Ama bunun dışında uluslararası ilişkilerimizle bağlantılı olarak şekillenen etkinliklerimiz de bulunuyor. Hollanda ve ondan önce de İspanya ile beraber gerçekleştirdiğimiz birer sergimiz oldu. 2009 yılında bunlar devam edecek. Sadece sergilerle yetinmeyip, sektörle birlikte hayata geçireceğimiz ortak projeleri de devreye sokacağız.
Nasıl etkinlikler olacak bunlar? 2009 yılı için planlarınız nelerdir?
Seda Lafçı: Tasarımcılarımızın dışında perakende markalarımızla birlikte ortaya çıkarttığımız özel projeler var. Onlar devreye girecek 2009’da.
Reha Erekli: Bizim eğitim verdiğimiz kesim sadece öğrenciler değil, bunların arasında sektör mensupları da var. Ve bunların yüzde 85’i hala sektörde çalışan insanlar. Dolayısıyla biz onları sektörden emanet alıyoruz, gerekli eğitimi veriyoruz ve tekrar sektöre geri gönderiyoruz. Geri kalan yüzde 15’i ise eğitim alıp sektöre giriş yapmak isteyenlerden oluşuyor. Dolayısıyla yakın bir gelecekte İMA’nın performansının ölçülmesi, öğrencilerimizin döndükleri şirketlerde ortaya koydukları verimlilikle birlikte mümkün olabilecek. Bu arada, İMA’da eğitim almış bir ismin uluslararası platformda tanınması 8–10 senelik bir süreç alacaktır. Yani biz sizinle 2019’da tekrar karşılaştığımızda, size uluslararası isim olmuş kişileri tanıtamazsak, o noktada bu sürecin kötü değerlendirildiğini kestirebiliriz. Ama ben inanıyorum ki 2019’da, en az 30 ya da 40 tane uluslararası öneme haiz ismin geçtiği, en azından bunlardan etkilenildiği ya da bir şeyler alındığı bir kurum olacak İMA. Bizim inancımız bu doğrultuda. Yine yakın bir gelecekte İTA, sektör kaynaklı dünyanın en büyük Ar-Gr ve Ür-Ge merkezi olarak devreye girecek. 1–2 aya kadar bu birimimiz servis üretmeye başlayacak. Yani eğitimi, araştırma geliştirme dinamiği ile birleştireceğiz. Daha farklı projelerimiz de olacak. Sektör odaklı çalışmalarımız devam edecek. Bunlardan biri de Kuluçka Merkezi (İnkubasyon) projesi.
İnkubasyon projesi kendi markalarını yaratmak isteyen öğrencileriniz için oldukça heyecan verici olsa gerek…
Seda Lafçı: Mezun olduktan sonra kendi markalarını yaratmak üzere yola çıkacak olan öğrencileri aslında zor bir süreç bekliyor. İnkubasyon projesi bu zorlu yolculukta öğrencileri yalnız bırakmamak üzere geliştirilmiş bir program. Bu proje içerisinde, bir tasarım markasının oluşması için o tasarımcının ihtiyaç duyduğu başlangıç desteğini ortaya koyan ofisten tutun da, onun ihtiyaç duyduğu PR, üretim ve pazarlama danışmanlıklarını bir küvez içerisinde ona veren ve belirli bir süre o danışmanlık içerisinde büyümesini sağlayan, ondan sonra serbest bırakan bir sisteme kadar her şey olacak. Böylelikle proje, İMA’daki eğitimleri paralelinde buradan çıkan tasarımcıların markalarını oluşturmaları ve büyümeleri aşamasında çok etkin bir şekilde devreye girmiş olacak.
Reha Erekli: Ben projenin büyüklüğü ile ilgili bir misal vermek istiyorum. İki sene sonra İtalya’da buna benzer bir röportajda konu açıldığında örnekler ikiye çıkacak. Londra’da şu kurum, İstanbul’da da İMA denecek. Şu anda İngiltere’deki merkezin haricinde benzer başka bir yer yok. Biz burada belki İngiltere’den daha kuvvetli bir enerjiyi yaratacağız. Çünkü sektör doğumlu, dünyanın en gelişmiş Ar-Ge merkezinden faydalanabilen odacıklar olacak. Yani ne yapmak istiyorsa, ne geliştirmek istiyorsa, araçları binanın içinde olacak.
Peki, İstanbul dünyanın moda başkentlerinden biri olabilecek mi? Ülkemizin bu konuda eksiği nedir, neler yapılması gerekiyor, bu yolda tam olarak neredeyiz?
Reha Erekli: İstanbul elbette dünyanın moda merkezlerinden biri olabilir. Zaten Türkiye hazır giyimde dünyanın üretim merkezlerinden biri. Biz talebe dayalı gelişme sağlayan bir sektör olduğumuz için geride bıraktığımız bir konu var. O da tasarım. 2005 yılıyla beraber, dünya ticaretindeki değişkenliklerin, dünya ticaretinin kotalardan arınarak serbest hale gelmesinin, dünyada üreticilerin üretim dışında da diğer servisleri devreye sokarak pazar paylarını büyütmeye çalışmalarının sistem içinde devreye girmesi sonucunda biz de kafamızı kaldırdık. Baktık ki elimizde dünyanın sayılı büyüklükteki üretim kapasitelerinden biri var. İlginçtir ki bunu fark ettiğimizde birbirimizi tanımıyorduk. Kümeler oluşmuş, bazı bölgeler bazı ürünlerde dünya markası olmuş, bazı kalemlerde, çorap, triko gibi, dünyada önemli üretim kapasitelerine sahip olmuşuz… Dedik ki bu puzzle da bir şey eksik ve o noktada tasarımı gördük. Tasarımı gördüğümüz dönemden beri markalaşma, moda gibi kavramlar, hazır giyimin diğer özelliklerinin önüne geçmeye başladı. Dolayısıyla bu süreç içinde İMA dediğimiz zaman şöyle bir gerçekle karşılaşıyoruz: İMA’nın, var olan üretim kapasitesini moda ve tasarıma çevirmede önemli sorumlulukları bulunuyor. Yani bir kitle düşünün, kafası ufak kalmış! Kitle, üretim kapasitesi; kafa da tasarım ise, İMA’nın bu süreçteki birinci önceliği, kafanın vücutla orantılı olarak büyümesini sağlamaktan başka bir şey değildir. İşte bu süreç, siyaseten ve politik hedef olarak dünyanın tek moda merkezi olarak da tanımlanabilir, sayılı moda merkezi olarak da tanımlanabilir veya yakın coğrafyanın merkezi olarak daha da güçlü bir savla savunulabilir. Benim şahsi inancım ise, İstanbul ve Türkiye, yakın coğrafyanın moda merkezi olmaya aday bir yerdir.
Seda Lafçı: İMA’nın, moda tasarım kültürünün oluşumu ve yaygınlaştırılması anlamında da bir yaklaşımı olacak. Çünkü bu aynı zamanda bir kültürel oluşum, dolayısıyla tamamlanması gerekiyor. İMA olarak atacağımız adımlarla sürece ciddi katkı sağlayacağımız inancındayım. Kendi tasarımcımızı yetiştireceğiz, bu yönde bir akademik takvimimiz var. Yetiştirdiğimiz gibi global anlamda onların doğru konumlandırılmasına da çalışacağız.
Reha Erekli: Artık moda tasarımcısı yetiştirmek birinci öncelik değil. Yetiştirmek deyince, bu susuz çiçek yetiştirmek gibi bir şey. Tasarımcının yarattığı koleksiyonlarının ticari başarıyı da yakalayabilmesi gerekir. Tasarımcı aynı zamanda bir moda yöneticisi, bir moda işletmecisi gibi olaya yaklaşabilmeli, fotoğrafla modayı yansıtma becerisini ve bir stil oluşturma düşüncesini geliştirebilmeli, eğer bu sistem bir perakendeyle bitiyorsa perakendede de bunun doğru ve gerektiği gibi yansıtılmasını sağlayabilmelidir. Yani sadece koleksiyon yapmak yetersiz olur. İMA’nın hedeflerine baktığınızda da bizim yalnızca moda tasarımcısı yetiştirmediğimizi göreceksiniz.
Röportaj: Rabia Sultan Turgut
Fotoğraf: Mehdi Öztürk