HABERLER
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi’ye Göre Düşüş Durdu, Toparlanma Başladı…“Son verilere göre tüketici güveninde de hemen hemen tüm ülkelerde bir canlanmanın başladığını görüyoruz. Yine benzer şekilde emtia ve hisse senedi fiyatlarında yaşanan artışlar, krizin dibini gördüğümüzün işaretleri olarak adlandırılabilir. Sanayi üretimindeki verilerde de düşüşün durduğu ve toparlanmanın başladığını görmekteyiz.”Küresel krizden, ülkemiz ihracatçısının sorunlarına kadar birçok konuyu konuştuğumuz Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Artık teknoloji üretimi, Ar-Ge, innovasyon, markalaşma, aktif pazarlama konularında daha iyi bir performans göstermemiz gerektiğinin” altını çizdi.Sayın Büyükekşi, yaklaşık 9 aydır TİM Başkanlığı görevini yürütmektesiniz. Başkanlığınız ile birlikte TİM’de neler değişti? TİM’de eksikliğini hissettiğiniz ya da uygulamalarında aksamalar gördüğünüz hangi konulara ağırlık verdiniz?Bu süreçte ağırlığı, global krizden en az düzeyde etkilenmek için alınacak tedbirlere verdik. Bu amaçla ihracatçılarımızın sorunlarını devletin en üst kademelerine taşıyarak bu sorunlara çözümler bulunmasını sağladık. Israrlı taleplerimiz ve takibimiz sonucunda Merkez Bankası, Eximbank kaynaklı reeskont ihracat kredilerinin toplam limitini 2 milyar dolara çıkardı. Firmalara tanınan limitler 10 milyon dolardan 20 milyon dolara, dış ticaret sermaye şirketlerinin limitleri de 10 milyon dolardan 40 milyon dolara çıkartıldı. KOSGEB tarafından ihracatçı firmalara 1 milyar USD’lik kredinin çıkmasını sağladık. Büyük bir kefalet sorunu olduğunu ifade ettik ve Kredi Garanti Fonunun hayata geçmesinin takipçisi olduk. Bunun yanı sıra 2023 hedefi için uzun vadeli strateji oluşturulması çalışmalarına başlandı. Kriz bir gerçek ama daha önemlisi, uzun soluklu hedeflere odaklanmamız. Biz hem 2023 vizyonumuz hem de ihracatın illerde yaygınlaştırılması için iki projeyi hayata geçirdik. Bir taraftan dünyaca ünlü Dr. David Kaplan’ın firması “Palladium” ile bir taraftan da Tınaz Titiz ile ihracatı 1 milyar USD’nin altında olan ama 150 milyon barajını da aşmış illerin ihracatını arttırmak için ortak akıl toplantıları düzenliyoruz.İhracatçıları bir araya getiren, onların sorunlarına çözümler sunan bir kuruluşsunuz. İhracatçılara sağladığınız destek konusunda gerek bürokratik gerekse uygulama açısından sıkıntılarla karşılaşıyor musunuz? Karşılaşıyorsanız bunlar nelerdir?İhracat sürecinde yurtiçinde ve yurtdışında zaman zaman çok farklı bürokratik yapılarla muhatap olunuyor. Dolayısıyla çıkan sorunları da gayet normal karşılamak lazım. Bu sorunlar ihracatçı birliklerimiz vasıtasıyla TİM'e iletiliyor. TİM bu sorunları çözüm önerileri ile birlikte gerekli mercilere aktararak, sorunların çözülmesinde aktif rol oynuyor. İhracatçılarımızın sorunlarını çözmek öncelikli görevimiz. Bu sıkıntılar nasıl aşılabilir?Biz TİM'de devletin tüm kademeleriyle aktif diyalog yöntemini benimsiyoruz. Bu şekilde sorunlarımıza en kısa sürede çözüm alabiliyoruz.Türk ihracatçısının dünya ile rekabette izlediği yolu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konudaki eksikler nelerdir? Var olan rekabette ülke olarak avantaj ve dezavantajlarımız nelerdir?İhracatımız son yıllarda büyük bir ivme gösterdi. Bu ivmenin arkasında Türkiye'nin çok kaliteli bir üretim yapısı ve kaliteli iş gücüne sahip olması vardır. Bunlar rekabet ortamında bizi ön plana çıkaran unsurlar. Çok ciddi bir üretim alt yapısı ve üretim kültürü oluştu. Bundan sonraki aşamada teknoloji üretimi, Ar-Ge, innovasyon, markalaşma, aktif pazarlama konularında da daha iyi bir performans göstermemiz gerekiyor. Krizin en çok ihracatçımızı etkilediğinin farkındayız. Bu noktada krizin hangi safhasında olduğumuzu düşünüyorsunuz? Sizce krizin dibini gördük mü? Canlanma başladı mı?Küresel krizlerde ilk etapta dünya ticareti gerilemeye başlar. Dolayısıyla böyle bir krizden biz de negatif olarak etkilendik. Son verilere göre tüketici güveninde de hemen hemen tüm ülkelerde bir canlanmanın başladığını görüyoruz. Yine benzer şekilde emtia ve hisse senedi fiyatlarında yaşanan artışlar krizin dibini gördüğümüzün işaretleri olarak adlandırılabilir. Sanayi üretimindeki verilerde de düşüşün durduğu ve toparlanmanın başladığını görmekteyiz. Hükümet tarafından alınan kısa çalışma ödeneği ve yeni teşvik paketi gibi önlemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu önlemler krizin atlatılmasında etkili ve yeterli olabilecekler mi?Hükümetin çok kısa süre önce açıkladığı yeni teşvik paketini oldukça kapsamlı bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu paket yalnızca Türkiye’nin krizden çıkmasına yardımcı olmayacak, aynı zamanda orta ve uzun vadede rekabet gücümüzün artışına çok büyük katkıda bulunacaktır.Sizin bu bağlamda hükümetten beklentileriniz nelerdir? Krizin atlatılmasında siz hangi önlemlerin alınmasından yanasınız?Hükümete, Kredi Garanti Fonu'nun canlandırılması, istihdam ve yatırım konusunda yeni teşvikler getirilmesi ve eski teşvik yasasının daha kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmesi gibi konular, çeşitli platformlarda defalarca dile getirildi. Son paket ise beklentilerimizi karşıladı, bölgesel ve sektörel ayrım yaparak Türkiye’nin sanayisinde kümelenme imkânı yarattı. Son dönemde krizin, en kolay iç piyasanın canlandırılmasıyla aşılabileceği ya da olumsuz etkilerinin en aza indirgenebileceği kanısı yaygınlaşıyor. Ardından gelen ÖTV indirimleri de sanki bunu destekler nitelikte. Bu anlamda bir taraftan da dış piyasalara ve gelişmelere endeksli ihracata ve ihracatçıya gerekli önemin verilmediğini düşünüyor musunuz?İhracata gerekli önem verilmiyor demek yanlış olur. Bizzat devlet bakanımız Zafer Çağlayan’ın da katılımıyla, yeni pazarlar yaratma amacı ile yapılan yurtdışı gezileri ve ikili ticaret antlaşmaları, ihracatçımıza direk yapılan teşvikten daha yararlı olmuştur. Son ihracat rakamları göstermiştir ki daha önceleri çok az ihracat gerçekleştirdiğimiz ülkelerde ciddi şekilde ihracat artışı yaşanmıştır. Bu artışta, hükümetin desteklediği yeni pazar yaratma stratejisinin katkıları ise tartışılamaz.Son dönemde İHKİB’in ön ayak olduğu ruble ile ticaretin önünün açılması konusuna en çok destek veren kuruluşlardan birisiniz. Ve çalışmalarınızı olumlu sonuçlandırmayı başardınız. Bu uygulamanın etkilerini ne boyutta hissedebileceğiz? Uygulamanın yaygınlaşması için uzun bir süreye ihtiyacımız olacak mı?Rusya'nın şu anda en fazla ithalat yaptığımız ülke olması ve her iki ülke arasındaki dış ticaretin her geçen gün daha da gelişmesi, ruble ile ticaretin, orta ve uzun vadede her iki tarafın yararına işleyeceğini göstermektedir.
“Paris ya da New York Gibi Bizim de İstanbul Moda Haftamız Olabilir”‘Ancak bunun için Türkiye’deki moda camiasının iç içe olması gerekiyor, egolarımızı en minimuma indirip birbirimize daha fazla destek olmalıyız.’İstanbul Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okurken içindeki moda sevdasına daha fazla ket vuramayacağını anlayan Mert Aslan, sektöre, All Dergisi’nde çalışmaya başlayarak adım atar. Daha sonrasında da Alem Dergisi’nin moda editörü olur. Kendisinin moda perspektifi, bilinen klişelerin biraz ötesinde. Algıların sürekli açık olması gerektiğini söylüyor. Bu arada editörlük ve styling bir yana en sevdiği iş bireysel danışmanlık. İnsanların ruh hallerini bir kisveye büründürmekten çok keyif alıyor…Özgeçmişinizi incelediğimde aslında Siyaset Bilimi mezunu olduğunuzu öğrendim ancak biz sizi moda editörü olarak tanıdık. Moda dünyasına geçiş nasıl gerçekleşti Mert Bey? Bize bu süreci anlatır mısınız?Evet, aslında Siyaset Bilimi mezunuyum. Ancak 14 yaşımdan beri moda ile iç içeyim diyebilirim. Çünkü küçük yaşlardan beri birçok tasarımcının defilesinde hep ön sıralarda yerimi alırdım. Hayatımın bir noktasında bir şekilde modaya adım atmam da çok doğal bir sonuç aslında. Moda dünyasına geçiş ise ilk olarak All dergisi ile başladı. Ardından Alem dergisinde moda editörlüğü… O dönemlerde aynı zamanda Özlem Süer’in de moda danışmanlığını yaptım. Bu süreç kısaca böyle gerçekleşti. Moda editörlüğü kavramının genel olarak eksik algılandığını ve aslında sizin bilinenden çok daha fazlasını yaptığınızı biliyoruz. Moda editörü çok şey bilmeli, bütün trendlere hakim olmalı, gibi. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Dediğiniz çok doğru. Moda editörlüğü aslında dünyada çok eski bir meslek. Türkiye’de ise yaklaşık 17 yıl önce Fatoş Yalın ile başlayan bir süreç. Ancak ülkemizde moda editörlüğü yapan insanların sadece güzel kıyafetleri kombin ettiği gibi bir düşünce var. Bizler de bu düşüncenin aslında yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Moda editörlüğü yapan kişinin algılarının sürekli açık olması gerekiyor. Her sezon çıkan yüzlerce tasarımcının tasarımlarına hakim olmak, o yılki trendleri iyi gözlemlemek, bütün yenilikleri izlemek, hayattan ve sanatın her alanından ilham almak… İşimizin gereği olarak, saydığım tüm bu süreçlere hakim olmak zorundayız. Moda editörlüğü kavramının algılanışında yaşanan sorun da, bunların bilinmemesinden kaynaklanıyor. Biraz da moda endüstrisine değinmek gerekirse, eğer ülke olarak moda anlamında daha iyi yerlere gelebilmek için sizce ne gerekli ya da eksiğimiz ne?Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Yaşadığımız bu topraklar üzerinde çok önemli uygarlıklar barınmış. İşte bu yüzden inanılmaz bir zenginliğe sahibiz. Çok köklü bir kültürümüz var. Ayrıca dünyanın en iyi kumaşlarına, en iyi tekniğine sahibiz. Ama Türkiye’de sektörün yaptığı şey kolaya kaçmak. Tasarım anlamında çok daha iyi isimler çıkabilecekken, çok daha büyük işlerin yapılabilmesi gerekirken, Avrupa ile kıyaslandığı zaman nedense kendimizi çok fazla geliştiremediğimizi görüyoruz. Bu çok büyük bir eksik. Türkiye’de çok başarılı modacılar var. Ayrıca yeni gelişmekte, büyümekte olan tekstil firmaları, yoğun bir şekilde hazır giyim odaklı çalışıyorlar. Hazır giyim odaklı olduğunuz zaman da trendleri inceleyip zaten yapılmış olan işlere benzeyen işler yapmış oluyorsunuz. Bunu yaptığınız zaman da çok fazla ilerlemeniz mümkün olmuyor. Bu tarz bir tasarım politikası ile yol almaya çalışmak ise bizim moda anlamında ilerlememizi zorlaştıran sebeplerden biri. Sonuç olarak tasarım odaklı işler yapılırsa, çok daha başarılı olunacağını düşünüyorum. Cannes Film Festivaline gelmek istiyorum. Okurlarımız da hatırlayacaktır. Hatice Aslan’ın festivalde Özlem Süer imzalı kıyafetle vermiş olduğu poz çok konuşulmuştu. Hatice Aslan’ın imaj danışmanlığını ise siz yapmıştınız. Bu buluşma nasıl gerçekleşti?Alem dergisinin moda editörlüğünü yaptığım dönemde aynı zamanda Özlem Süer’e de özel müşterileri ve defileleri için styling danışmanlığı yapıyordum. Festival dönemi ile aynı dönemlerdi. Hatice Aslan ile de orada tanıştık ve aramızda çok güzel bir dostluk oluştu. Ayakkabısı, çantası, saçı, makyajı, takıları ile ben ilgilendim. Çok zor bir kıyafetti. Kendi aramızda da hep konuşuyorduk; nasıl yürüneceği, nasıl poz verileceği ile ilgili. İşte o sırada ben devreye girdim ve yaklaşık iki buçuk saat yürüyüş ve poz çalıştık. Hatice Aslan’a o pozu vermesini ben söylemiştim. Çünkü o kıyafet ile verilen o pozun çok yakışacağını düşündüm. Zira çok da konuşuldu. Duruşu, sanat ve tiyatro geçmişi ile çok asil bir kadın olan Hatice Aslan, o kıyafeti çok iyi taşıdı. Benim de moda geçmişimde çok zevk alarak baktığım anlardan biri o. Bundan sonra Mert Aslan neler yapacak, planlarınız neler?Sadece styling yapmıyorum bildiğiniz gibi. Bu işin kişisel danışmanlık kısmını daha çok seviyorum. İnsanların ruh hallerindeki görüntüye bürünmeleri… Bu aşama benim çok hoşuma gidiyor. Onu zevkle devam ettireceğim. Ayrıca markalara da vizyonları adına kendilerini geliştirmeleri için yardım etmeye, onlara styling ve marka danışmanlığı anlamında destek vermeye devam edeceğim. Onun dışında dergiler devam edecek. Ama daha ileriki dönemlerde bütün bu danışmanlıkları yapabileceğim bir ajans kurmayı düşünüyorum. Son olarak eklemek istediğiniz…Türkiye’nin Paris, New York gibi Moda Haftalarını yapacak bir kapasiteye sahip olduğuna inanıyorum. Ancak bunun için Türkiye’deki moda camiasının iç içe olması gerekiyor. Egolarımızı en minimuma indirip birbirimize daha fazla destek olmalıyız. Ayrıca son olarak eklemek istediğim bir diğer konu da; firmaların, gençlere yol açmak adına onlarla daha fazla işbirliği yapmasının gerekliliğidir. Çünkü hep aynı isimleri ve aynı işleri görüyoruz. Farklılıkları fark etmemiz lazım.












